İSTİKLAL MAHKEMELERİ [ GÜNCEL ]

 İSTİKLAL MAHKEMELERİ Hk.

 

Başbakan her fırsatta İstiklal Mahkemeleri ve onun üyelerine ağır bir dil ile saldırıyor, hakaretler ediyor.  Sebebi,  bu mahkemelerin insan haklarına  ve hukukun temel ilkelerine uygun kararlar vermemiş olmaları mı yoksa başbakanın siyasal düşüncesine aykırı gelen bazı uygulamaları mıdır?  Önce şu hususu bir göz önüne alalım: 1920’li yıllarda acaba nerede bu günkü hukuk anlayışı ve uygulaması  vardı? Soruyu bu şekliyle bırakıyorum  ve İşin bu yönünü  geçiyorum.  Bu yazıda İstiklal Mahkemeleri ve onun meşhur 3 üyesi hakkında kısaca bilgiler vereceğim.

 

İstiklal  Mahkemeleri, Osmanlı imparatorluğunun batılı sömürgeci devletler (İngiltere ve Fransa)  ve onların içerideki işbirlikçilerinin yardımıyla tasfiye edilip topraklarının paylaşılması ve Türk Milleti’nin devletsiz ve yurtsuz bırakılması üzerine  halkın kendi kurduğu örgütlerin – Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri- harekete geçmesiyle başlattığı  İstiklal savaşının zaferle sonuçlanması üzerine  kurulan yeni Türk Devleti Türkiye’nin - daha sonra Türkiye Cumhuriyeti-bağımsızlığını ve çağdaş ve modern bir devlet halinde teşekkülünü engellemeye çalışan artıkların tedip ve tenkili için kurulan olağanüstü mahkemelerdir. Olağanüstü mahkeme olması özelliiğiyle bu günkü mahkeme, yargılama ve hukuk anlayışı ile değerlendirilemez.  Bilindiği gibi tarihî olaylar geçtikleri zamanın değer yargısı ve şartları içinde değerlendirilir. Asla bugünün anlayışına göre değerlendirilmezler. Bu bakımdan İstiklal Mahkemeleri 1920’li yılların Türkiye şartları içinde değerlendirilmelidir. O mahkemeler değerlendirilirken bugünkü  mahkemeler için geçerli olan Tabiî Hakim İlkesi, Temyiz veya İnsan Hakları, AHİM şart ve standartları… gibi nitelikler aranamaz. Bunlar aranmaya kalkılırsa Tarih Metodolojisine aykırı hareket edilmiş olur.

                 Cumhuriyet Dönemi İstiklal Mahkemelerinin  savcı ve hakimleri olan  Ali Çetinkaya, Kılıç Ali ve Ali Saip , hepsi de birer kahraman şahsiyetlerdir. İyi bilinmelidir ki, bu şahsiyetlerin kahramanlıkları İstiiklal Mahkemesi üyesi olmaları ve orada yaptıkları yargılama faaliyetinden dolayı değildir. Kısaca belirtmek gerekirse Ali Çetinkaya Batı Anadolu’da Yunan işgali başladığı zaman 1920 yılı başlarında,Ayvalık bölgesinde Yunan ilerleyişini , ellerinde çok az cephane ve mühimmatla durduran ve böylece Ayvalık- Edremit arasında Yunan  zulmüne   canlarının ortaya koyarak karşı duran ve çok sayıda şehit veren birliğin Yarbay rütbesindeki kumandandır.  Afyonkarahisarlı olduğu ve daha sonra da bu ilimizden milletvekili olduğu için bu gün Kocatepe üniversitesinin bir kampüsünün adı Ali Çetinkaya Kampüsü’dür.  Ayvalık bölgesinde de bir çok yerde ismi yaşatılmaktadır.

                İstiklal Mahkemelerinin diğer üyesi Kılıç Ali’ye gelince, İstiklal Savaşı hakkında herhangi  bir kitabı okuyan herkes görür ve bilir ki  Kılıç Ali, Fransız ve  İngiliz işgaline karşı kahramanca savunma yapan ve halkı örgütleyen Antep  Müdafafaa-i  Hukuk Cemiyeti’nin kurucusu ve başkanıdır. Onun sayesinde tarihe geçen  Maraş ve Antep savunmaları yapılmış ve sonunda bu şehirlerimiz Gazi ve Kahraman unvanlarını almışlardır. Görüleceği gibi Kılıç Ali’nin şöhreti de İstiklal Mahkemesi üyeliğinden değil, İstiklal Savaşı’nda  gösterdiği kahramanlığından gelmektedir.

Aslen Kerküklü olan Ali Saip bey de (Daha sonra Paşa) öyledir. O da 1920 yılında İngiliz işgali başlayınca hemen Anadolu’ya geçmiş, Mustafa Kemal’in yanında yer almış ve Urfa savunmasını üstlenmiştir. Kendisine URSAVAŞ soyadı  Atatürk  tarafından verilmiştir. Onun şöhreti de İstiklal  Mahkemesi üyesi  oluşundan değil, İstiklal savaşı sırasında gösterdiği kahramanlıktan kaynaklanmaktadır.

Sonuç :Başbakan her fırsatta İstiklal Mahkemelerini ve özellikle Ali Çetinkaya’yı eleştirmektedir. Bir Cumhuriyet Tarihi Profesörü olarak şunu çok iyi biliyorum: Dün olduğu gibi bu gün de  Türkiye’de dinciler İstiklal Mahkemelerini ve üyelerini, İskilipli Atıf gibi bir kısım insanları astığı için hep eleştirirler. Kürtçüler de Şeyh Sait  gibi isimleri astığı için eleştirirler. Bu olayların hepsi bu gün için TARİH olmuştur.  Şunu herkesin bilmesi gerekir. Tarih Yargılanmaz. Ondan ancak ders alınır. Tarihten ders almayanlar için Tarih tekerrür eder. Böyle bakıldığında, İstiklal Mahkemeleri doğru muydu yanlış mıydı ?  sorusu yanlış sorudur.  Doğru soru  şudur:  İstklal Mahkemeleri niçin kurulmuştur? Üzerinde düşünülmesi ve araştırılması gereken konu budur. Tarihî şahsiyetlerin icraatını ayıklayarak içinden işimize gelmeyeni  veyahut hoşumuza gitmeyeni seçerek yargılama ve değerlendirme yapamayız.  Aksi takdirde tarihe karşı büyük saygısızlık yapılmış olur.  Tarih ilmi böyle söylemektedir. Doğrusu, politik şahsiyetler tarihî olayları değerlendirmeden kaçınmalıdırlar. Tarihi tarihçilere bırakmalıdırlar.

 

  Yorumlara Bak   |   Yorum Ekle   |  Devamını Oku 
YENİ ANAYASA İÇİN MADDE DENEMELERİ [ MAKALE ]

YENİ ANAYASA İÇİN MADDE DENEMELERİ 

Madde 1: Türkiye Cumhuriyeti, Kayıtsız şartsız halk egemenliğine dayalı, demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir. Egemenlik hakkı  devredilemez ve halk adına Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kullanılır.

Resmi  Dili Türkçe, Başkenti Ankara, Millî (Ulusal) Marşı İstiklâl Marşı’dır.

AÇIKLAMA: Birinci madde Türkiye’nin  idaresinin Cumhuriyet olduğunu, Cumhuriyetin Halk Egemenliğine dayalı olduğunu;  Demokratik (Demokrasi kurum ve kurallarına bağlı olduğunu), cumhuriyet idaresinin olmazsa olmaz şartı olan Laiklik ilkesine bağlı olduğunu,buradan Türkiye’de her hangi bir inanç doğrultusunda yani dinsel kurallara bağlı bir idarî ve hukukî düzenlemenin olmayacağını; Sosyal bir devlet  olarak halk içinde her alanda fırsat eşitllği ve adaleti gözeteceğini; Hukuk Devleti olarak “Kuvvetler Ayrılığı” ilkesine bağlı ve “Hukukun Üstünlüğü” ilkesini idarede  temel  unsur almış olduğunu belirtmiş olmaktadır.

(Birinci  maddenin “Değişmez ve “Değiştirilmesi Teklif Edilemez”  şeklinde güvence altına alınması Anayasanın son maddesi içinde yazılmalıdır).

 

 

 

  Yorumlara Bak   |   Yorum Ekle   |  Devamını Oku 
BAŞKANLIK SİSTEMİ Hk. [ YAZI ]

BAŞKANLIK SİSTEMİ HAKKINDA

Prof.Dr.Durmuş Yılmaz 

 

Nedendir bilinmez Türkiye’nin gündemine birdenbire  “Sistem Arayışı”  sayılabilecek şekilde  bir “Başkanlık Sistemi” tartışması giriverdi. Oysa herkes biliyor ki, Türkiye Cumhuriyeti “Parlamenter Demokrasi”  temelinde kurulmuş ve bu sistemi  benimsemiştir. Devletimizin kurucusu Büyük Atatürk de  hayatı boyunca parlamentoyu, yani Meclis’savunmuş her zaman onu yüceltmiştir.

 Başkanlık sistemi denilen sistemi daha önce savunanlar olmuş ise de  Cumhurbaşkanı olduktan sonra  icra yetkilerinin azaldığını gören merhum Özal en çok dile getirmiştir. Fakat bu konuda her hangi bir şey yapamadan vefat etmiştir. Özal’ın A.B.D.  hayranlığı bilinen bir gerçektir. Ondan olmalı ki, zamanındaki A.B.D. Başkanı Bush’tan  sürekli olarak “President Bush” diye bahseder  onun savaş dahil her konuda tek başına karar vermesine gıpta ile bakardı.

                Aradan yıllar geçti şimdi aynı yolda  Tayyip Erdoğan’ı görüyoruz. Belli ki hedefinde Cumhurbaşkanı olmak var,o zaman icra yetkilerinin azalacağını düşünüyor ve  ülkenin idaresindeki şu anda mevcut güçlü konumunu sürdürebilmek için başkanlık sistemini arzuluyor. Her neyse insanların hayallerini sınırlayamayız.

                İlginç olan bir şey daha var: Başbakan  yeni ortaya atılan “Başkanlık Sistemi”ni savunurken  merhum Türkeş’i referans gösteriyor ve onun Dokuz Işık adlı  kitabından pasajlar okuyor. Gerçekten de  Türkeş 1977 yılında yayınlanan ve 1 sene sonra genişletilmiş ikinci baskısı yapılan kitabında :

“…Miliyetçi Hareket  Tek Başkan Tek Meclis sistemini savunur. Çağımız kuvvetli, adil  ve hızlı icra çağıdır.Türk Milleti dünya imparatorlukları kurduğu devirlerde kuvvetli, adil ve hızlı icra sistemini uygulamıştır.Kuvvetli ve hızlı icra, icra gücünün tek elde toplanmasıyla mümkündür. Bunun için Tarih ve Töremize uygun olarak Başkanlık Sistemini savunuyoruz…”( A. Türkeş, Dokuz  Işık, İstanbul 1978, s. 267).

Şimdi hafızalarımızı şöyle bir yoklayalım: Acaba  Türkeş’in Başkanlık Sistemini savunduğu dönemde  bu gün Türkiye’yi idare edenler neyi savunuyorlardı?  Bu günkü başbakan  o zaman Milli Selamet Partisi’nin Gençlik Kolları Genel Başkanı,  Bülent Arınç Bey de Manisa İl Başkanı idi. Diğerlerini saymayalım. Genel Başkanları da merhum Erbakan idi.  Çok bilinen temel görüşleri hatırlanacak olursa, Avrupa Birliği’ne  karşı idiler. “İslamda Demokrasi yoktur”diyerek demokrasiye bile karşı çıkarlardı. Laikliği ise tümden dinsizlik saydıkları için şiddetle reddederlerdi. Peki şimdi hangi noktada duruyorlar? Tam 180 derece dönmüş vaziyette değiller mi?  Öyleyse insaf ile düşünelim: Türkeş 1977 yılındaki yerinde çakılı vaziyette duracak, fakat bu beyler işlerine geldiği gibi dönecekler, fikirlerini değiştirecekler, sözde kendilerini yenileyecekler…

                Bir husus daha var: Tarihte de bu gün de “Diktatörlük”  olarak tanımlanan ve pek çok ülkenin halkının kurtulmaya çalıştığı sistemler “Başkanlık Sistemi”dir. Eski Sovyetler Birliği ve onun uydu devletleri, bu gün Arap ülkelerinin – Mısır, Tunus, Yemen, Suriye, Libya- değiştirmek  için oluk oluk kan döktükleri rejim Başkanlık Sistemidir. Bütün bu gerçekler ortada dururken  Parlamenter Sistemi beğenmeyip de Başkanlık Sistemi denilen  dikta rejimini savunmanın hangi akla hizmet olduğunu anlamak çok zor. Eğer A.B.D.yi örnek gösterecekler ise  hiç yorulmasınlar. O rejim yalnızca ABD’nin nevi şahsına münhasır bir idare biçimidir. Dünyada başka örneği de, benzeri de yoktur. 1787 yılında  13 eyalet temsilcisinin bir araya gelerek yazdıkları bir anayasa ve ona dayalı bir idaredir. ABD  halkının  “Kuruİuş İradesi”dir.  Türk halkının kuruluş iradesi ise Parlamenter Demokrasidir.

                Boşu boşuna rejim arayışına girmeyelim. Elimizdeki devletin ve parlamentonun kıymetini bilelim.

 

 

 

  Yorumlara Bak   |   Yorum Ekle   |  Devamını Oku 
ÖZ GEÇMİŞ
İLETİŞİM
ZİYARETÇİ DEFTERİ
DİĞER BAĞLANTILAR
ANASAYFA
GERİ DÖN
Ziyaretçiler
Toplam :   323430
Bugün :   30
Aktif :   2

Örnek Köy


Anasayfa | Makalelerim | Kitaplarım | Güncel | Anketler | Yazılarım | Tartışalım | İletişim | Ziyaretçi Defteri | Öz Geçmiş

Web Tasarım: www.linearyazilim.com