ATATÜRK`E KEMAL ADININ VERİLMESİ HAKKINDA
< - Geri Dön Eklenen Yorumlar Yorum Ekle 

ATATÜRK'E KEMAL ADININ VERİLMESİ HAKKINDA
Doç. Dr. Durmuş YILMAZ

   Milî Eğitim Bakanlığınca hazırlanarak bastırılan ve okullarımıza dağıtılan ders kitaplarında, zaman zaman hatalara rastlıyoruz. Bunlardan bazıları uzun yıllardan beri, tekrar edile edile genel bilgi halini almış ve ciddi hata sayılmadığı için de değiştirilmesi yoluna gidilmemiş türden hatalardır. Bunlardan birisi de, ilk adı Mustafa olan Atatürk'e, ikinci bir ad olarak "Kemal" adının verilişi ile ilgilidir. Bu güne kadar bilinen şudur: Mustafa, ya da Mustafa Efendi ( o zaman öyle söylenirdi), Selanik Askerî Rüşdiyesinde okurken özellikle matematik dersinde gösterdiği üstün başarılarıyla adı da Mustafa olan öğretmeninin dikkatini çekmişti. Bir gün Matematik öğretmeni Mustafa Efendi öğrencisi Mustafa'yı (Atatürk), çağırarak "Senin de adın Mustafa, benim de. Bundan sonra senin adın Kemal olsun" der ve o günden sonra Mustafa'nın adı Mustafa Kemal olur .
   Ansiklopedilerde de aynı ifadeler vardır: "Atatürk'ün matematik öğretmeninin adı Mustafa idi. Bir gün öğrencisi küçük Mustafa'ya "Oğlum senin de adın Mustafa benim de.Bu böyle olmayacak. Arada bir fark bulunmalı, bundan sonra senin adın Mustafa Kemal olsun" dedi. İşte o zamandan sonra Atatürk'ün ilk adları Mustafa Kemal oldu" .
".Musafa Selanik Askeri Rüşdiyesine yazıldı (1893). Okulda adı Mustafa olan matematik öğretmeni, adlarımız karışıyor, diyerek bu çalışkan öğrencisinin adına, olgun, anlamına gelen "Kemal" adını da ekledi." .
Burada yalnızca birkaç örneğini aldığımız bu anlatımlardan çıkan ve kesin olan şudur: 1.Selanik Askerî Rüştiyesinde adı Mustafa olan bir matematik öğretmeni vardır.
2.Öğrenci Mustafa'nın (Atatürk) adına öğretmeni veya öğretmenleri tarafından ikinci bir ad olarak "Kemal" eklenmiştir.
Fakat Kemal adının neden ve neye dayanılarak verildiği kesin değildir. Anlatımlarda geçen, "Senin adın da Mustafa benim de. Bu böyle olmaz, senin adın bundan sonra Mustafa Kemal olsun". Ya da "Senin adın da Mustafa benim de. Adlarımız karışıyor. Bndan sonra senin adın Mustafa Kemal olsun." şeklindeki açıklama tatminkâr değildir. Zira, geçmiş zamanlarda da günümüzde de öğretmeni ile aynı adı taşıyan yüzlerce ve hatta binlerce öğrenci bulunurken, her hangi bir okulda yukarıdakilere benzer bir gerekçe ile bir öğretmenin öğrencisinin adını değiştirdiğine veya yanına eklemeler yaptığına pek fazla rastlamıyoruz. Hal böyle iken, "Adlarımız karışıyor." veya, "Seninki de Mustafa benim ki de ." şeklindeki açıklama olsa olsa bu gelişmeyi sonradan kaleme alanların zihinlerinde mantıksal bir açıklama yapmak ihtiyacından doğmuş olmalıdır. Bu izah şeklinin bilimsel gerçeklerin saptırılması veya benzer yanlış anlamlara yol açması gibi bir sakınca da söz konusu olmadığı için yıllardan beri tekrar edilmeye ve yeni nesillere bu şekilde öğretilmeye devam edilmiştir.
    Bu sene (2006) yine Millî Eğitim Bakanlığı tarafından İlköğretim 6. sınıflar için hazırlattırılan Türkçe 6 kitabında bu bilgiye yeni bir ekleme yapıldığını gördük. İlköğretim 6 Türkçe kitabının 2. Temasında ATATÜRK konusu işlenmektedir. Atatürk'ü her yönüyle öğrencilere tanıtmak amacıyla hazırlanan Temada şöyle bir cümle vardır:
...Bu okuldaki matematik öğretmeni "oğlum senin adın da Mustafa, benim adım da Mustafa. Sana, Kemal ismini de verelim. Çünkü senin kemale ereceğini görüyorum." dedi. ( s. 34) Millî Eğitim Bakanlığı'nın bu sene dağıttığı ders kitabındaki bu ekleme, Atatürk'e Kemal adının verilmesinin açıklama ve gerekçelerinin zamanla değişebileceğini ve hatta maksatlı olarak değiştirilebileceğine bir işaret olarak dikkatimizi çekti. Bir gün başka bir yazar veya yazarlar, bu bilginin yanına kendilerince uygun buldukları başka açıklamalar da yapabilirler.
Zira, Atatürk'e Kemal adının verilmesi, herkesce kabul edilebilir yazılı bir kaynağa dayandırılmamaktadır. Öyle olsaydı açklamalar bu kadar farklılaşmazdı.Adı geçen ders kitabında matematik öğretmeninin ".Senin kemale ereceğini görüyorum. dedi" şeklindeki ifade her hangi bir kaynağa dayandırılmamaktadır. Bu durumda bu açıklamanın, kabul edilebilir bir izah olmadığını düşünüyor ve kitabı hazırlayanların hayalinde canlandırılarak yazıldığını sanıyoruz.

    Biz, araştırmalarımız sırasında Bulgaristan Türkleri tarafından yayınlanan Ziya isimli bir gazetenin 19 Temmuz 1922 tarihli nüshasında "Mustafa Kemal Paşa Hazretleri" başlıklı bir yazı gördük. Yazı, Mustafa Kemal Paşa'nın özgeçmişi idi. Yazıda bu gün Türkiye'de bilinenler ile ciddi bir farklılık yoktur. Yalnızca bu yazıda Mustafa Kemal'in doğum tarihi 1880 olarak verilmiş ve sonraki yıllar da buna bağlı olarak Türkiye'de Atatürk'ün özgeçmişini veren kitaplardaki bilgilere göre 1 yıl önce gösterilmiştir. Mesela: Atatürk'ün harbiyeden mezuniyeti 1901; akademiyi bitirmesi de 1904 olarak verilmiştir. Bizim kitaplarımızda Harbiyeden mezuniyet tarihi 1902, akademiden mezuniyet de 1905 olarak verilmektedir. Fakat asıl farklı bilgi Atatürk'e Kemal adının verilmesi hakkındadır. Ziya gazetesinin verdiği Özgeçmişte Kemal adı hakkında şu bilgi vardır:

".İbtidaî tahsilinden sonra Selanik Askeri Rüşdiyesine dahil olan (Mustafa Efendi) az bir zaman zarfında gösterdiği harikalarla muallimlerinin nazar-ı dikkatini celp etti ve Riyaziyatda, Fransızca ve Edebiyatta birden bire yükselen müşarünileyhin ismine muallimleri tarafından şehid-i hürriyet Namık Kemal Bey'e izafeten bir de (Kemal) namı verildi."
   
Bu yazıdan anlaşılmaktadır ki, Selanik Askeri Rüşdiyesi öğrencisi Mustafa Efendi'ye Kemal adının verilmesi Edebiyattaki başarılarından dolayı Namık Kemal'e izafeten olmuş ve ona Kemal adı öğretmenleri tarafından verilmiştir.
    Ziya gazetesindeki Özgeçmiş 1922 yılında yani Atatürk'ün hayatta olduğu bir zamanda yayınlanmıştır. Büyük bir ihtimalle Atatürk bu yazıdan haberdardır. O halde bu bilgiyi doğru kabul etmekte bir sakınca yoktur. Ayrıca, Atatürk'ün, çeşitli ortamlarda konuşmalarını zaman zaman Namık Kemal'in şiirleri ile süslediğini biliyoruz. Bunu Meclis konuşmalarında da yaptığını Zabıt Ceridelerinden anlıyoruz.
Birinci İnönü zaferinden sonra Meclis'deki görüşmeler sırasında, Bursa Mebusu Muhittin Baha Bey, konuşmasında Namık Kemal'in ,

Biz ol alihimem erbab-ı cedd-i ictihadız kim
Cihangirane bir devlet çıkardık bir aşiretten,

mısralarına atıf yapmıştır. Baha Bey'den sonra tekrar kürsüye gelen Mustafa Kemal, konuşmasını Namık Kemal'in mısralarıyla süsleyerek sürdürmüştür:
Mustafa Kemal konuşmasında:
Merhum Kemal demiştir ki,
Vatanının bağrına düşman dayadı hançerini,
Yok mudur kurtaracak bahtı kara maderini.

   İşte ben bu kürsüden bu Meclis-i âlinin reisi sıfatıyla heyet-i âliyenizi teşkil eden bütün âzanın her biri namına ve bütün Milet namına diyorum ki:

Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini
Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini .

   Bu konuşmadan da anlaşılacağı gibi Mustafa Kemal, Namık Kemal'in şiirlerine vukufiyeti ile temayüz etmiştir. Onun şiirlerine nazire yapabilecek edebî güce de sahiptir.
   
   Sonuç olarak, Atatürk'e ikinci bir isim olarak Kemal adının verilmesinde Ziya gazetesinin verdiği bilgi resmileşmeli ve gerek ders kitaplarında ve gerekse diğer yayınlarda Atatürk'e Kemal adının verilmesi bu şekilde izah edilmelidir. Yazının başında bahsettiğimiz İlköğretim 6. sınıf Türkçe kitabında ( s. 34) geçen ".senin kemale ereceğini görüyorum" cümlesi kabul edilebilir bir ifade olmasa gerektir.

MUSTAFA KEMAL PAŞA HAZRETLERİ

    Son harikulâde kahramanlıkları sayesinde Türkiye'yi muhakkak bir ölümden kurtaran millî Türk mehdisi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerini, büyük hüviyet-i mahsusalarıyla herkese tanıtmak isteriz ve arzu-yı saiddir ki (?) müşarunileyh hazretlerinin muhtasar bir terceme-i hallerini yazıyoruz. Hayat ve hatıralarını bilahere yevmî AHALİ Gazetesinde okumak mümkün olacaktır.
    Mustafa Kemal Paşa Selanik'de mevtın-kâr ve namuskâr bir Türk tacirinin oğludur. 880 tarihinde Selanik'de tevellüd eden müşarunileyh hazretleri evvelâ bir kadının taht-ı idaresinde bulunan ve mahalle mektebinden başka bir şey olmayan (?) hususî bir mektepte okuduktan sonra o zaman için asrî bir dâr-ul feyz olan maruf Şemsi Efendi'nin mektebine girdi ve tahsil-i iptidaisini burada bitirdi. İptidaî tahsilinden sonra Selanik Askerî Rüşdiyesine dahil olan Mustafa Efendi, az bir zaman zarfında gösterdiği harikalarla muallimlerinin nazar-ı dikkatini celp etti ve Riyaziyatda, Fransızca'da ve Edebiyatda birden bire yükselen müşarunileyhin ismine muallimleri tarafından şehid-i hürriyet Namık Kemal Bey'e izafeten bir de ( Kemal) namı verildi.
   Selanik Askerî Rüşdiyesinden sonra sıra ile Manastır İdadisiyle İstanbul Harbiyesinde okuyan millî kahramanımız 901 tarihinde mülazım-ı sâni rütbesiyle Mekteb-i Harbiyeyi bitirdi ve müteakıben Erkân-ı Harbiye mektebine girerek 1904 tarihinde mükemmel bir erkân-ı harp yüzbaşısı olup çıktı. Paşa mektepten çıkar çıkmaz Yıldız sarayına jurnal edilmiş olduğu için derhal yakalandı ve Yıldız sarayında (okunamadı) etmekten memnu bir halde günlerce taht-ı muhakemeye alındı. Muhakemelerden bilhassa zekası sayesinde ucuzca kurtularak Suriye'ye nefy edildi. Ve müşarunileyh bu fırsatan bilistifade orada kendi başına Hürriyet cemiyetini kurdu. Bundan sonra siyasî ve askerî pek mühim işler etti ve üçüncü ordu erkân-ı harbiyesine tayin edilerek Selanik'e gitti. Hürriyetin ilanını müteakıp millî teşkilâta memuren Trablusgarp'a gönderildi. Ve oradan avdetinde suver-i rütbesi müsaid olmadığı halde tayin edildiği ordu sekizinci piyade alayı parmakla gösterilecek bir hale geldi. Ve 31 Mart vak'asında büyük yararlıklar gösterdi. Vak'adan sonra memuren Yemen'e gönderildi. Ve Trablusgarp muharebesi başlayınca gönüllü olarak herkesten evvel Derne'ye koştu. Türkiye-İtalya musalahası üzerine tekrar İstanbul'a geldi. Ve bir gün dinlenerek başlamş olan Balkan muharebesine, Gelibolu'da Fahri Paşa Kolordusu erkân-ı harbiye reisliğine tayin olundu. Balkan muharebesinin hitamına kadar iş bu vazifede bulunduktan sonra Türk-Bulgar musalahasını müteakıp Sofya'ya ataşemiliter olarak gönderildi. Ve Çanakkale muharebeleri başlayınca fırka kumandanı selahiyetiyle Tekfurdağında bizzat teşkil ettiği 19. Fırka ile Arıburnu muharebelerine girişti. Boğazı, bunlar ile beraber Türk namusunu (okunamadı) tehlikeden kurtardı.

    Hamiş
    Resimde görülen elbise yeniçeri devrinin serhat beyi kıyafetidir ki Paşa hazretleri Sofya ataşemiliterliğinde bulunduğu sırada Çar sarayında yapılan bir kostüm balosuna bu elbise ile iştirak etti. Ve bilumum rical-i siyasiye meyanında gerek etvâr ve nezaketi ve (okunamadı) ve gerekse kıyafeti ile birinciliği kazandı.


 

< - Geri Dön

ÖZ GEÇMİŞ
İLETİŞİM
ZİYARETÇİ DEFTERİ
DİĞER BAĞLANTILAR
ANASAYFA
Vefat ve Teşekkür
GERİ DÖN
Ziyaretçiler
Toplam :   629926
Bugün :   88
Aktif :   12

Örnek Köy


Anasayfa | Makalelerim | Kitaplarım | Güncel | Anketler | Yazılarım | Tartışalım | İletişim | Ziyaretçi Defteri | Öz Geçmiş

Web Tasarım: www.linearyazilim.com